12 Temmuz 2011 Salı

Hayat karmaşık,adaletsiz...Kimileri geceliği 7 bin dolarlık odalarda kalırken kimleri bir parkın bankında uyumya çalışıyor.Bunun neresi yaşamak?Bu insanların hangisi ben hayatımı doya doya yaşadım diyebilir?Biri tatil için Paris 'e giderken diğeri evine ekmek bile götüremezken nasıl yaşabilir o hayatı


Hayat ibne.Yılbaşı için aylar öncesinden plan yapıp milyarlık giyinip keyifle şarabını yudumlayıp çoğu insanın dilnin bile dönmeyeceği yemekler yiyip kutlayan insanlar var.Ama bir an önce sabah olsun deyip o yemeklerden artan olurda verirler mi diye düşünen insanlar var.Bu ülkede kışları donarak tek başına biri ölen insanlar var.

Bu dünyada para içinde yaşayan gıcını bile parayla silebilicek kadar zengin olan insanlar var.Ve kimsenin adını bile bilmediği, açlıktan ölen soğuktan ölen sığınıcak ufacık tek odalı bir evi olmayan insanlar var.Tüm bunların neresinde eşitlik var?

Bu hayat asla insanların huzurla güvenle yaşabiliceği bir olmadı olamazda.Gecenin bu saatlerinde ancak bu kadar oldu.Herkese iyi geceler

11 Haziran 2011 Cumartesi

Karmaşıklık

İnsan bazen kendini kötü hissediyor durduk yere.Bir sebebi yokken tüm olumsuzluklar çöküveriyor üzerine.Bu saatte öyle duyguların içine hapsolmuş durumdayım bende.Hayat zor.Getirdikleri,getirdiği gibi de götürdükleri oluyor.Bazen koyuyor işte insana.
Zamansız bir şekilde hayatınıza birinin girmesi dünyadaki en güzel şeylerden biriyken,ona ulaşamamak şüphesiz ki en berbat şeylerden biridir.Bilirsiniz o orada bir yerlerdedir,ama yanında sizin olmanız gerekirken başkası vardır.Sizin kurduğunuz hayalleri başkası yaşıyordur o an.
Birini görüyorsunuz.Tamam işte bu doğru kişi dedikten sonra hiçbir şey olmuyor ya, o cidden acı veriyor.Bakıyorsunuz,siz onu görüyorsunuz ama o sizin yanınızdan öylece geçip gidiveriyor.Sadece bakmakla yetinmek kötü.Ona bir başkasının sizin gözünüzle bakması ve o bakışların karşılık bulmasını görmek daha da kötü.
Tüm bu karmaşanın,çelişkilerin içinde insan dostlarını da seçiyor.Kim yanındaysa saatlerce onu anlatmanı,onun yüzünden saatlerce ağlamanı kim çekip, kim teselli verip destek oluyorsa sana önem kazanıyor gözünde.Bazen insanın yeter artık bu kadar bahsetmek istemiyorum dediği anlarda bile öyle insanlar ses çıkarmadan dinliyor çünkü.
Sevmek gerçekten gece onun hayaliyle yatıp, onun hayaliyle kalkmak mı?
Sanırım artık gidip yatmalıyım çünkü saçmalıyorum..
Ve ben işte bu aralar aynen böyleyim.

8 Mayıs 2011 Pazar

Güzel Bir Günün Ardından

Mayıs ayının ikinci pazarı olarak her zaman bize öğretilen bugünde bende çoğu insan gibi annemle birlikteydim.Tabi anneler gününü unutan ben anneme hediye almayı unutunca,ona kendi deyimiyle hediyelerin en büyüğünü verdim sözlerimle.İyi ki benim annemsin,iyi ki varsın dedim ona.Biz annemle çok sık kavga ederiz.Bazen bir günde beş altıyı bulur.Ama kavga anından bir dakika sonra hiç kavga etmemişiz gibi oturur konuşuruz.Annem ve ben arkadaş gibiyizdir.Çıkalım bu güzel günü güzel şekilde geçirelim dedik ve Alsancak'a indik.Kordon da kahvaltımızı yaptık.

Tabi İzmir'in güven olmayan havasında bir üşüyüp bir terledikten sonra alışveriş faslımız başladı.Bu alışveriş çoğunlukla bana yaramış olsa da("Anne yaa bak ben İstanbul'a gidiyorum eski kıyafetlerle mi gideyimmm.Millet yeni kıyafetleri doldurup geliyor bende öyle bakayım mı" duygu sömürüleri karşılığında) alışveriş sonunda Kordon da beraber kahvelerimizi içerken ikimizde keyifliydik.Anneler gününü beraber eğlenerek,istediğimiz şeyleri yaparak geçirmiştik.

Kahveleri içerken arka masamızda oturan bomba beni benden aldı.Tanrım!.Bir insan böyle tatlı mı olur.Ayrıca şu yeni moda gözlüklerden takmış.Annem bana bir şeyler söylüyor ama duymuyorum.Yani dinlemek mümkün değil.Böyle arada bakıyor ben hemen bakışlarımı çeviriyorum falan nasıl içim eriyor ama.O sırada annemin bir arkadaşı geldi.Sohbet falan ederken arkadaki mükemmelliği gösterdim.Ve o çocuğa Clark Kent benzetmesini yaparak beni gülme krizine soktu.Artık nasıl bir şekle girdiysem anda çocuğun bana bir  bakışını yakaladım ama o bakışı göreceğime o an beni tsunami alıp götürse daha iyi olurdu.Hayatım boyunca kendimi öyle iğrenç hissetmedim yani.O bakıştan sonra ben kendimi toparladım falan ama ne fark eder.Olan olmuş biten bitmiş.Çocuk bir daha dönüp bakmadı.
Ve ben güzel bir günün ardından başlamadan biten ilişkimin,ve adını öğrenemediğim mükemmelliğin  yasını tutarak eve döndüm..

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Geri Dönüş

Hayatımın altı ayını çalan öküzü nihayet unuttuktan sonra eski halime dönebildim.Eskisi gibi güler,hareket eder oldum.Şimdi önümden çıksa ne yaparım diye düşünmüyorum artık.
Altı aylık aşığım ben,köpek gibi seviyorum olaylarından sonra özüme dönünce yaptığım ilk şey aldığım o salak kıyafetlerin hepsini atıp eskisi gibi rahat kıyafetler aldım kendime.Kısacası özüme döndüm sonunda.
Geçen gün böyle üzerimde ki tüm stresi atmış gezerken yün satan bir dükkanın önünden geçtik arkadaşlarla ve gözüme vitrindeki o mükemmel mavi yün çarptı.Aşık oldum ama öyle böyle değil.Girdim dükkana.Benim arkadaşlar şaşırdı tabi çünkü normal hayatta ben ayakkabımın tekini bile beş dakikada bağlarım.Aldım o mavi yünden iki tane iki tanede şiş aldım.Atkı örmeye karar verdim.Bir iki ay kadar geç kalmış olsam da kararlıyım.Eve geldim internetten atkı modellerine baktım,başlattım babaanneme.Biraz ördükten sonra bana verdi.Ben bir gayretle örmeye başladım ama kendimden geçmişim.Ta ki "Allah'ın beceriksizi" diye cırtlak bir sesi duyana kadar.Ben ilmikleri kaçıra kaçıra o atkının ortasında kara delik açmışım resmen.Üç parmağım giriyor o derece.Bende sinirlendim tabi ipi koparayım derken ip elimi kesti.Ben daha da sinirlendim ve gittim odadan makası aldım.Atomlarına ayırdım o yünü.Tabi sonra babaannemin bir bakışını gördüm ki içime böyle sıkıntı çöktü.Bakışlarında resmen nasıl bu hale getirdiysen öyle burayı temizleyeceksin bakışı var ki sıkıyosa yapma.O sinirle bir de elektirik süpürgesi açtım ama yünleri almıyo o salak süpürge.Onları elimle topladım bir de.Bundan sonrada elime şiş,yün almamaya tövbeliyim.Atkı öreyim derken işkence çektirdim resmen kendime.

22 Nisan 2011 Cuma

Özlem

İzlediğim filmlerde ve okuduğum kitaplarda bazen karşılaştığım bir cümle vardı.Bu kadar yakın olup bu kadar uzak olmak zor derlerdi hep ve ben bunun ne demek olduğunu anlamazdım.Bugün anladım.O yanımdan geçip giderken dokunamamanın konuşamamanın nasıl acı verdiğini insanı nasıl delirttiğini anladım.Söylemek istediğim o kadar çok şey varken en kötüsü söyleyecek hiçbir şey bulamamak ve susmak.
Keşkelerim çok daha fazla artık.Keşke onu görmeseydim,değer vermeseydim bu kadar.Şu anda her şey daha farklı olsaydı keşke.Ve ben şu anda onu düşünürken eskiden olduğu gibi neşeli şekilde gülümseye bilseydim.

14 Şubat 2011 Pazartesi


Hiçbir sevgililer gününde bu kadar acı çekmemiştim, bu kadar canım acımamıştı. Belki onu manyak gibi sevdiğimden belki yanımda olmamasından belkide şu anda başka bir kızla bu günü kutlamasındandır. Ona söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki aslında. Ama bir şey fark etmiyor artık.Şu anda o kız benim söylemek istediklerimi söylüyordur nasıl olsa, belkide daha fazlasını.

13 Şubat 2011 Pazar


Şarkı çok güzel eyvallah ama onu geçtim şöyle biri bakıp gözlerim içine söylese böyle bir şarkıyı ne güzel olurdu.